blog

Simracing

23 Nisan 2018

Motorsporları çocukluğumdan beri en çok ilgimi çeken spor branşı oldu. WRC’nin altın yılları, açık televizyonda Formula 1 yarışları, Cumartesi günleri NTV’de 13.10’da başlayan Olips Motorspor programı falan derken, motorsporları ve branşları hep ilgimi çektiler. Elime geçen ilk bilgisayar oyunları da elbette araba yarışlarıydı.

Daha önceki bir yazımda bahsetmiştim geçmişte oynadığım oyunları. Şimdi detaylıca bir daha yazmak istiyorum.

Çok uzun seneler mütevazı bilgisayarımda ve Casper marka direksiyonumla F1 Challenge 99-02 oynadım. Pek çok sezon bitirdim, pek çok mod kurdum ve oynadım. Daha sonra Playstation 2 ve Driving Force direksiyona geçtim. Çipli Playstation 2’mde mahallede sahte oyuncudan aldığım Toca, Gran Turismo gibi Simcade oyunlarla vaktimin çoğunu geçirdim.

2009 civarı bir Playstation 3 aldım. Motivasyonu hatırlamıyorum ama direksiyonumu da değiştirdim ve bir Driving Force GT aldım (ekşi sözlükteki başlığını da ben açmışımdır). Gran Turismo 5 ana oyunumdu. Uzun aralar vererek (aylar ve seneler) bu oyunu oldukça fazla oynadım.

Kaderim 2016 Eylül’ün arkadaşımın bana kendi bilgisayarında G27 direksiyonuyla Assetto Corsa oynatmasıyla değişti. O zaman çölde susuzluktan ölecekken bir göle rastlamış biri gibi rahatladığımı hatırlıyorum. Evet, o oynamaya doyamayacağım bir oyun vardı. Bir bilgisayar alarak oynayabilirdim.

Aynı arkadaşımın yardımıyla 2016 Ekim’inde güzel bir bilgisayar topladım (GTX 960 4 GB Ram, i5 6402p falan filan). İlk indirdiğim oyun elbette Assetto Corsa oldu. İşin komiği bilgisayarı topladığım gibi yurtdışına seyahate gitmek zorunda kalmış ve hiç tadına doyamamıştım. Resmen tatilde akşamları YouTube’da Assetto Corsa videoları izleyerek, motor sesini dinleyerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

Assetto Corsa’yı ve o zaman yeni çıkan Ferrari SF15-T aracını çok sevdim. Grafikleri, direksiyonun ve seslerin gerçekçiliği, modern Formula 1’de kullanılan hibrit teknolojisinin oyuna da aktarılmış olması inanılmaz hoşuma gidiyordu. Bu şekilde offline olarak ciddi bir süre harcadım.

Ufak ufak online odalara da girmeye başladım. İlk dönem tecrübesizliği ve heyecanı diye heralde en önemsiz yarış startına bile kalbim deli gibi çarpıyordu. Yarışlarda fena değildim ama çoğu zaman birinci olamıyordum. Hem tecrübesizlik hem de setup bilgim sıfıra yakın olduğu içindi.

Yine online odalarda gezerken bir gün simracerstr.net sunucusuna denk geldim. Herkese açık, şifresiz bir sunucuda yarış düzenliyorlardı. O odayı gördükten sonra simracerstr.net forumundan haberdar oldum. Hayatta pek az defa yaptığım üzere foruma üye oldum, kendimi tanıttım ve Newbie şampiyonasına katıldım.

Rekabetçi bir newbie sezonunu şampiyon olarak tamamladım. Yarışmaktan çok büyük keyif aldığımı düşünmeye başladım. Maalesef 6 ay yarıştıktan sonra evden ayrılmak zorunda kaldım. 2 ay yurtdışı, sonra İzmir’e yerleşmek derken 6 ay ara verdim.

2017 Kasım’dan beri, İzmir’de düzenimi oturttuktan sonra bilgisayarımı ve emektar Driving Force GT direksiyonumla beraber yarışmaya geri döndüm. Simracerstr.net üzerinde bir tane Special Event’e katıldıktan sonra Road Benders takımına dahil oldum. Şu anda iki şampiyonada ara ara yarışıyorum ve hiç almadığım kadar keyif alıyorum.

En hızlı pilot değilim. En iyilerle aramda rahat tur başına bir saniye ve hatta daha fazla fark var. Bu beni orta sıralara koyuyor. Bir kere iyi pilotların eksiğinde podyum görebildim ama genelde dolaştığım yerler orta sıralar. İşin komiği bazı yarışlar TV 8,5’da yayınlanıyor ve kendi yarışımı televizyonda izliyorum.

Bu en hızlı olamama hali bir gram bile beni yarışmaktan alıkoymuyor. Garip bir şekilde kendimi daha da kaptırıyorum bu işe. Uzun turlar atmaktan, yarışlara girmekten, sonrasında Discord’da muhabbetini çevirmekten büyük keyif alıyorum. 120 dakikalık dayanıklılık yarışları eskiden olduğu üzere kesinlikle gözümde büyümüyor. Bilakis zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum bile.

Zihinsel olarak da bana iyi geldiğini düşünüyorum. Örneğin önceki yarış Silverstone’da 120 dakikalık bir mücadeleydi. Pitstoplar tamamlandıktan sonra kendimi üçüncü sırada buldum. Yarışın sonuna kadar kalan 25 turda kimse pit stopa girmeyecekti.. Süper istikrarlı ve hızlı bir Porsche pilotu sadece 3-4 saniye arkamdaydı.

İşte o an düşündüm. Pist 18 viraj. Kalan tur sayısı 25 ve yaklaşık olarak 50 küsür dakika. Bu kadar tur boyunca bir virajı bile kaçırıp pist dışına çıksam üçüncülük gidecek. Lastikler gittikçe aşınacak ve yarışın sonlarına doğru tutuş oldukça azalacak. Fren mesafeleri uzayacak. Viraja giriş hızım düşecek. Viraj çıkışlarında gaza basma miktarım azalacak. Bunların hepsini hissederek yapmak gerekecek. Bütün bunların yanında farklı klasmanda bizden çok hızlı LMP1 pilotlarına da düzgün yol vermem gerekecek.

Bütün bunları yapabilmek ve üçüncülüğü koruyabilmek için o 50 dakika bir an bile dikkatimi kaybetmemem lazım. Normal yaşamınızda en son ne zaman 50 dakika tek bir şeye odaklandınız hatırlıyor musunuz? Ben yarış harici pek hatırlamıyorum. Bir şey soran iş arkadaşı, telefona gelen bildirim, hoşunuza gitmeyen ve değiştirmek istediğiniz bir şarkı, bir anda aklınıza gelen düşünce, telefona yazmanız gereken bir hatırlatma. Hepsi o an yaptığınız şeye ara vermenizi gerektiren dikkat dağıtıcı şeyler. O 50 dakika bunların hiçbirine yer yok. Sadece tek bir şey yapıyorsunuz.

Bu benim gözümde muhteşem ve hayatımda başka zaman yaşamadığım bir his. Hem araba kullanmanın keyfi, yarışın verdiği heyecan, zihninizin her şeyi bırakıp tek bir şeye odaklanması. Bunlar için uzun süre simracing’e devam edeceğim.