blog

Bir Bergama Günü

22 Ekim 2018

7 Eylül 2018 Cumartesi günü evden çıkarken bu kadar güzel bir gün geçireceğimi tahmin etmiyordum. Antik kent gezmeli, standart günübirlik bir gezi olur diye tahmin ediyordum. Ancak Bergama beklentilerimizi aştı. Anlatmaya çalışayım.

İzmir’den Bergama’ya ulaşmak kolay. Aliağa’nın trafik ışıkları biraz yıpratsa da kısa bir yolculukla varıyorsunuz. Açıkçası Bergama’nın nasıl bir yer olduğuna dair herhangi bir fikrim yoktu. Sadece çocukluğumda Bergamalı kadınların altın aramaya karşı çıkmak amacıyla sık sık İstanbul’da eylem yaptığı haberlerini duyuyordum.

İlçe merkezine girdikten sonra kafayı kaldırıp bakarsanız, tepenin üstünde ihtişamlı antik kent kalıntılarını ve tiyatroyu görüyorsunuz. Bu bence, inanılmaz bir manzara. Zaten ilk iş olarak da tabelalarda Akropolis olarak geçen Pergamon Antik Kentine doğru yola koyulduk. Haritalarda yukarı akropolis ve aşağı akropolis olarak ikiye ayrılmış durumda ancak aşağı akropolise dair bir tabela göremedik.

Tepeye araçla gitmek kolay ancak teleferikle de çıkabilirsiniz. Pergamon Antik Kentinin tarihini ve önemini çok detaylı anlatamayacağım çünkü gerçekten pek iyi bilmiyorum. Yanlış bir şeyler yazmak istemem. Bulduğum ve okuduğum faydalı kaynaklar şu şekilde:

Antik kentler hakkında faydalı linkleri ve ufak bilgileri derlediğim bir sitem var, oraya da bakabilirsiniz.

Önemli bir detay olarak, Berlin’deki Pergamon müzesinde bulunan Zeus Altar’ı buradan götürülmüştür. Hemen gişelerden geçtikten sonra sol tarafta kalan yeri aslında çok fazla vurgulanmıyor. Bugün altarın basamakları görünür halde. Belki restore edilmiştir. Basamaklardan başka bir şey de kalmamış maalesef. Sadece iki tane ağaç. Üstelik günümüzde Berlin’de görülebileceğine dair herhangi bir bilgi de bulunmamaktaydı.

Pergamon antik kentinden sonra, Asklepion’a uğradık. Burası eski bir sağlık merkezi. Zamanında oldukça ün yapmış, Roma döneminin sayılı sağlık merkezlerinden. Hatta dünyanın ilk psikiyatri merkezi olduğuna dair bilgiler var. Pek çok yapısı çok iyi durumdaydı. Özellikle hamamlara giderken geçilen yer altı tüneli harikaydı. Tünelin içinden akan kaynak suyunun sesi yankılanınca insanın ayrı bir hoşuna gidiyor. Zaten okuduk ki, bu tüneldeki bu kaynak suyunun şırıltısı hastalara şifa sağlayan şeylerden biriymiş. Seneler sonra bizde de aynı etkiyi yaptı. Burasıyla ilgili derlediğim bilgileril burada bulabilirsiniz.

Gezerken Asklepion’un antik tiyatrosuna büyük bir sahnenin kurulduğunu gördük. Bergama Kermesi kapsamında, Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunun oynanacağını öğrendik. Bunu gördüğümüzde saat öğlen 12.00 idi, oyun ise 20.30’daydı. Yani Bergama’da 8.5 saatimiz vardı. Kafalarda düşünceler belirdi. Beklesek mi beklemesek mi? Değer mi değmez mi? Bergama’da sıkılır mıyız?

Bu sorulara çok fazla kafa yormadan şehir merkezine geri döndük. Foursquare’de çok sayıda yorum almış ve yüksek puana sahip işletmelerden biri olan Altın Kepçe Köftecisi’ne gittik. Oldukça doğru bir kararmış. Temiz, çalışanları kibar tam bir aile mekanı çıktı. Güzel bir köftenin yeri ayrı gerçekten. Üstelik köftecinin kendi fırınında yaptığı ekmekler (dönerken iki tane eve aldık) ve çığırtma denen Bergama yemeği de cabasıydı. Bergama’ya geldiyseniz burada yiyin.

Köfteci sonrası hafif bir yürüyüşle Bergama Müzesine gittik. Burası ağırlıkla Pergamon Antik Kenti ve Asklepion’dan çıkarılan eserlerden oluşuyor. Tahmini yarım saatlik bir turlama ile müzeyi baştan sona gezebilirsiniz.

Daha sonra Bergama’da yapacak işlerimiz bitince oturduk ana caddenin kenarında, büyük bir çınar ağacının altındaki kafeye. Sanırım arasta denen yere yakın bir noktadaydı. Saatlerimiz orada geçti desem yeridir. Zaman nasıl geçti anlamadık o güzel hava ve çayla beraber. Saat 7 gibi tekrardan Asklepion’a doğru yola koyulduk.

Asklepion’un ana girişi kapalı olduğu için yolu bulamadık. Bir araç konvoyuna takılıp en iyisini umduk. Bizi zaten o aşamada, tiyatroya gitmeye çalışan araç sayısı şaşırttı. Biraz kaybolarak, biraz nereye gittiğimiz bilmeden yola devam ettik. Askeriyenin izin vermesi ile birlikte kışlanın içinde geçerek, gecenin karanlığında Asklepion’un arkasındaki alana vardık. O an gerçekten gözümün önünden gitmiyor. Oyunu izlemeye en fazla 100-200 kişi gelir diye düşünürken, karanlıkta tozu toprağı farlarıyla aydınlatan araç konvoyunu görmek gerçekten hayret vericiydi.

Sonuç olarak öğrendik ki, Bergama ve çevre halkı bu işin uzmanı. Gece soğuğunda üşümemek için kalın giysiler, antik tiyatro taşında rahat oturmak için minderler, çekirdekler, içecekler… Ağzına kadar doldurduk tiyatroyu. Çıt çıkmadan iki saat boyunca izledik oyunu.

İtiraf etmem gerekirse pek tiyatroya gitmişliğim yok. Bunun Shakespeare’in oyunun modern bir versiyonu olduğunu okumuştum. Tiyatral açıdan yorumunu yapacak bilgim yok. Ancak profesyonel sanatçıları, sanatlarını icra ederken izlemek harika bir deneyimdi. Bundan sonra da zaten daha fazla tiyatroya gitme kararı aldım.