blog

Bir Eskişehir Hafta Sonu

7 Ocak 2018

Uzun zamandır Eskişehir’e gitmek istiyordum ancak hem annemle hem de arkadaşlarımla çabalarımız organizasyonsuzluktan ve vakitsizlikten boşa çıktı. Üstelik İstanbul’dan YHT ile ulaşımın söylenene göre oldukça kolay olmasına rağmen. Nasip 6 Ocak 2018 gününeymiş. Kız arkadaşımın Eskişehirli olması, bu hafta sonu burayı ziyaret edecek olması etkenleri beni bu şehre getirdi. Elbette üşengeçliğim bir sürtünme oluşturdu başlarda. Ocak’ta Eskişehir soğuk olur ben üşürüm gibi argümanlarım mesela… (Öyle acayip soğuk değildi).

Gece 1’de İzmir’den kalkan, sabah 7 gibi Eskişehir’e varan otobüsle geldim şehre. Eskişehir tramvayı otogara kadar gidiyor, dolayısı ile otogardan şehir merkezine ulaşım kolay. Ben tramvayın A ile B noktaları arasında seyahat ettiğini düşünüyordum nedense. Eskişehir’de böyle bir durum yok. Farklı ilk ve son duraklar, farklı rotalar var. Pek çok yere tramvay ile gidilebiliyor anladığım kadarıyla.

Şehir gezisine Doyuran isimli kahvaltıcıda başladık. Dışarıda kahvaltı konusunda bir türlü ikna olamamış biri olarak çok büyük beklentilerim yoktu. Ancak 4-5 masalı ufak bu dükkanda, efsane bir bal kaymakla, harika bir gözlemeyle, pastırmalı sucuklu yumurtasıyla ve büyük çayıyla muhteşem bir başlangıç yapıldı geziye. Dışarıda bu kadar keyifli kahvaltı yaptığımı hiç hatırlamıyorum. Eskişehir’de kahvaltı yapmak isteyen herkese burayı tavsiye ederim. İki kişi 32 lira…

Daha sonra Adalar denen semte (ya da mahalleye) gittik. Burası internette gördüğünüz o ünlü Eskişehir resimlerinin çekildiği yer. Porsuk’un hemen yanı başı. Resimlerde göründüğü kadar var. Köprüler, yürüyüş yolları, şık şehir objeleri vs vs. Burada hayatımda gördüğüm en sakin ve güzel Starbuckslardan birinde oturduk (saatin de etkisi olabilir bilmiyorum).

Starbucks sonrası şehir merkezine yakın bir noktada olan Tülomsaş fabrikasına gitmek için yürüyüşe koyulduk. Buradaki Devrim Arabası, Eskişehir’de en çok görmek istediğim şeydi. Olmadı. Bakımdaymış ya da bir çalışma altındaymış. Ne zaman açılacağı da belli değilmiş. Açıkçası pek üzülmedim. Bu noktada bu şehre bir daha geleceğimi biliyordum zaten.

Onun yarattığı boşlukla Tatlısöz’de yoğurtlu pideli köfte yemeğe gittik. Yine harika bir esnaf lokantasıydı üstelik bir porsiyon yoğurtlu pideli köfte 10 lira… Salata da ikram. Bedava.

Çarşıdan çıkıp yürüyerek Vişnelik semtine (ya da mahallesine – bunu da bilmiyorum) gittik. Sokakları geniş, evler bitişik nizam değil, parkı bahçesi bol(du galiba), kahvecileri restoranları olan yaşanası bir mahalleydi. Sokaklarında yürümekten keyif aldım. Eskişehir’de yaşamam gerekirse burayı tercih ederim diye düşündüm. Yine oralara yakın bir noktada Kanlıkavak parkına gittik. Güzel bir yürüyüş ve Porsuk kenarında Türk Kahvesi.

Artık şehirlerin pahalılıklarını pidecilerdeki kuşbaşılı kaşarlı pidenin fiyatına göre karşılaştırıyorum. İstanbul Çiftehavuzlar NeliPide’de bu sanırım son dönemde 24 lira civarındaydı. İzmir Müdavim de benzer fiyatlarda. Akşam gittimiz Sağlık Pide ise 14 liraydı. Salata ise yine bedava… Evet yiyeceklerin fiyatlarına takıkmışım gibi gözüküyor ancak bu şehrin ucuzluğu karşısında hayrete düştüm. Bahsetmeden geçemiyorum.

İstanbul’da özlem duyduğum şeylerden biri salaş esnaf lokantası tarzı müesseseler. Özellikle Kadıköy – Bağdat Caddesi tarafında yaşıyorsanız eksikliğini hissediyorsunuz. Pidecisi, kebapçısı, köftecisi hepsi “Gurme” oluveriyor, samimiyetsizleşiyor, gereksiz pahalılaşıyor. Eskişehir’de Tatlısöz, Sağlık Pide, Doyuran gibi yerlere gidince oldukça mutlu oluyorum.

İkinci gün otelde vasat üstü bir kahvaltı sonrası Anadolu Üniversitesi kampüsüne gittik. Kampüs gezmeyi çok severim. Hele hafta sonunda kampüste takılmaya ise bayılırım. Okula gittiğim dönemde sıklıkla yaptığım bir aktiviteydi. Kampüs yolunda beni içeri alırlar mı diye düşünsem de kapıda kimse bana kimsin nesin diye sormadı bile.

Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü büyük. Hem de oldukça büyük. Kütüphanesi de oldukça başarılı gözüktü. İTÜ kütüphanesinin oldukça iyi olduğunu, eşsiz olduğunu falan düşünüyordum ancak öyle bir dünya yok tabi. Üstelik giriş herkese serbest. Gel otur çalış kimse bir şey demiyor. İTÜ kütüphanesine okul mensubu harici girmek çok zor mesela. Bu üzücü bir şey elbette. İstanbul şartları mı buna sebep oldu diye düşündüm.

Anadolu Üniversitesi’nin karşısında yine Anadolu Üniversitesi’ne bağlı bir havacılık müzesi bulunuyor. Savunma sanayisine özel bir ilgim yok ancak tüm teknolojik şeyler gibi o dünya da ilgimi çekiyor. F-104, F4 ve F5 gösteri uçaklarını görmek zevkliydi. Bu cihazları yakından görünce arkasındaki mühendisliğin boyutunu daha ciddi takdir ediyorsunuz.

Dönüş öncesi son durak Papağan’da Çi Börek (doğrusu böyle yazılıyor sanırım) yendi. Çi Börek fanatiğiyim ancak artık o kadar tok olduğum için gerisini paketletip çantaya attım. İzmir’de tüketicem.

Yine dönüş öncesi Karakedi Bozacısı’nda boza içtik (aslında kaşıkladık). Ben hayatımda boza tüketmemiştim. Bozanın kışın içilen sıcak bir içecek olduğunu düşünüyordum. Sıcak içilmediğini öğrenince iyice bir ilgimi çekmemeye başladı. Ancak yakın zamanda Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık kitabını okuduğum için bir şans verdim. Oldukça hoşuma gitti. Ancak Çi Börek gibi o da bitirilemedi.

Şimdi İzmir’e dönen otobüsteyim. Bilgisayarım açık, şarjım bol. Kulağımda müziğim var. Bir yandan güneş batarken camdan manzarayı izliyorum ve bu yazıyı yazıyorum. Keyfim yerinde. Üstüne üstlük harika bir geziden dönüyorum. Hatta öyle ki, Türkiye içinde yaptığım en iyi geziydi diyebilirim. Hem Eskişehir’in oldukça güzel ve yaşanılası bir yer olması hem de Gülşah’ın uzun zaman burada yaşamış olması ve bu şehri iyi biliyor olması sebebiyle.

Şuna inanıyorum, bir şehri gezmenin en güzel yanı orada yaşayan ya da yaşamış birileriyle gezmek. Nereye nasıl gitsem, ne yesem, neyi deneyimlesem diye düşünmeden tamamen gözlem yaparak, tadını çıkartarak geziyorsunuz. Bu gezi de onlardan biriydi. Eskişehir’i öğrendim ve orada yaşamanın nasıl bir tecrübe olacağını az da olsa tahmin edebiliyorum. Bunu yapmak içinse otogardan şehir merkezine nasıl gidilir, otel haritada neredeydi gibi detayları öğrenmek zorunda kalmadım. Benim gözümde bu tüm diğer gezme yöntemleri karşısında kazanır.