blog

Bir Selçuk Günü

4 Şubat 2018

İlk kez Efes Antik Kenti’ne annemle Temmuz ayının sıcağında gittim. Evet, hava korkunç sıcaktı ancak keyifle gezdim. Gerçi öncesinde gerekli okumaları yapmadığım için biraz eksik kaldım. Ancak yine de güzel bir deneyimdi.

Artık İzmir’de bir arabam olduğu için daha özgürüm ve İzmir’in çevresindeki görülecek yerlere daha sık gidebilirim. 28 Ocak günü de Gülşah, kardeşi ve arkadaşıyla beraber Efes Antik Kenti’ni ziyaret etmek için yola çıktık. Önceki gün arabaya yeni lastikler aldığım için benim için ayrı bir zevkli yolculuktu (8 senelik, aşırı aşınmış, büyük ihtimalle içindeki çelik telleri kırılmış lastiklerden sonra takılan yeni Falken lastiklerin yarattığı değişime hala inanamıyorum, ayrı bir yazı konusu bile olabilir).

Efes’e gidiş oldukça rahat. İzmir – Aydın otobanında yaklaşık olarak 45 dakika seyahat ettikten sonra otobandan çıkıp duble yollardan ulaşıyorsunuz Selçuk’a. Selçuk’tan Efes de zaten yaklaşık 5 dakika. Efes’e giriş ise 40 lira… Elbette her ören yeri veya müze ziyaret eden mantıklı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi Müze Kart’ımızı alıp da girdik.

Öncelikle şunu söyleyeyim, Ocak ayında yaklaşık 8-10 derece soğukta antik kent gezmek çok farklı ve güzel bir his. Antik kentler kafamda güney – yaz – sıcak şekline kodlandığından bunun dışına çıkmak büyük bir keyif verdi. Şaşırtıcı olmayan şekilde Efes çok fazla kalabalık değildi. Sabah erken saatlerde Çinli olduğunu tahmin ettiğimiz gruplarla doluydu. Türk sayısı oldukça azdı ancak öğle saatlerine doğru Türklerin sayısı da arttı (yine de yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim Şirince’deki kalabalığın onda biri değildi).

Soğukta kent gezisi tamamlandıktan sonra soluğu Selçuk merkezde aldık. Tripadvisor’ın yardımıyla bulduğumuz Selçuk Pidecisi’nde efsane bir yemek yedik. 4 kişilik yemek söyledik ve işletme de ikram olarak iki salata, bir sıcak bişiyin içinde domates soğan (buna ne deniyor bilmiyorum), çayın yanında da tahinli pide gönderdi. Totalde 45 lira gibi çok makul bir ücret ödeyip kalktık. Yani burası öyle tesadüfen bulduğumuz bir yer değil. Selçuk’ta Tripadvisor birincisi mekan…

Hemen Selçuk Pidecisi’nden 200 metre ileriye yürüyünce Efes Müzesi’ne varıyorsunuz. Ben genelde antik kentlerin müzelerini gezmeyi ihmal ediyorum ki büyük bir eksiklik. Bu sefer o hataya düşmeyip müzesini de gezdik.

Müze sonrası saat daha erken olduğundan dolayı, Selçuk’tan yaklaşık 15-20 dakika uzaklıktaki Şirince’ye gitmeye karar verdik. Bir dönem çok bol Sevan Nişanyan okuduğumdan ve onun Şirince’yi yaparken başından geçenleri öğrendiğimden beri hep ziyaret etmek istiyordum. Geçen Temmuz ayında geldiğimizde dağ yolunda trafiği ve kalabalığı görünce geri dönmüştük. Bu sefer ise kış ayında sakin olacağını düşündüm…

Şirince’ye girmemizle başladı şaşkınlık. Bir kere her yer otopark haline gelmiş durumda ve hepsi dolu. Ağzına kadar dolu. Arabadan indikten sonra da rahat yok. Sokakları insan dolu. Adım atmak, arkadaşınızla yanyana yürümek mümkün değil. Esnafı ise itici. Sürekli yoldan geçene samimiyetsiz seslenmeler, buyur etmeler falan… Bir de Sevan’ın yazdığı Şirince şaraplarının öyküsü yazısını okuduktan sonra her şey acayip kötü geldi gözüme.

Ben uzun zamandan beri görmek istediğim hodri meydan kulesini bulup önünde fotoçektirmekle yetindim. Üstelik Şirince’ye tepeden bakarken ilerideki tepede Matematik Köyü’nü, sonraki tepede de Sevan’ın dağa yaptığı kaya mezarını görebildim. Mutlu etti ve bana da yetti. Daha sonra hiçbir yere takılmadan direkt Şirince’den uzaklaştık. Güzel bir güne, Bostanlı’da sakince kahvemizi içerek nokta koyduk.